alesta-panel.com yeni buluşma yeriniz


eski ama eskimemis bir hikaye

Eski ama, eskimemiş matrak bir hikâye



Çetin Altan - 29 Ekim 2006 Pazar, Milliyet

Beyefendinin canı, saftirik biri olan uşağı Kel Memiş'le eğlenmek istemiş ve Kel Memiş'i yanına çağırarak:

- Oğlum, demişti, git bana "hiç" al...

Kel Memiş de:

- Baş üstüne efendim, demişti.

Kel Memiş, efendisinin ısmarladığı "hiç"i unutmamak için:
- Hiç, hiç, hiç, hiç diyerek yollara düştü.

Yolunun üstündeki deniz kıyısı rıhtımında amatör bir olta balıkçısı, balık tutmaya uğraşıyordu. Kel Memiş, biraz seyretmek için başına dikilmiş, bir yandan da durmadan tekrarlıyordu:

- Hiç, hiç, hiç, hiç...

Amatör balıkçı önce ters ters baktı Kel Memiş'e. Arkasından da yanına yaklaşıp birkaç tokat patlattı suratına:

- Ulan, dedi; başıma dikilmiş "Hiç, hiç, hiç, hiç" diye dalga mı geçiyorsun benimle hıyar?

Kel Memiş şaşkın sordu:

- Peki, ne diyeyim?

- Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun, de...

Kel Memiş:

- Peki, dedi ve devam etti yoluna:

- Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun, diye diye...

O sırada kimi çarşaflı, kimi türbanlı bir kadın kalabalığı, gelin götürüyordu hamama. Bir ara kalabalığın arasında kalan Kel Memiş, geline bak baka tekrarlıyordu:

- Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun...

Kadınlar, Kel Memiş'in geline baka baka durmadan "Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun" dediğini duyunca; ayakkabılarını çıkardıkları gibi vurmaya başladılar Kel Memiş'in kafasına:

- Sersem herif, geline baka baka "Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun" denmez, dediler.

Kafasını gözünü kollarıyla saklamaya çalışan Kel Memiş, yine sordu:

- Peki ne diyeyim?

Yaşlıca bir kadın:

- Oh aman ne güzel, ah aman pek güzel dersin, dedi.

Kel Memiş:

- Peki peki dedi ve devam etti yoluna:

- Oh aman ne güzel, vah aman pek güzel, diye diye...

Bu kez de cadde ortasında tekme tokat dövüşen bir TIR sürücüsüyle bir minibüs şoförü çıktı karşısına.

Kel Memiş, kavgayı görünce durakladı, bir yandan da yine sürdürüyordu:

- Oh aman ne güzel, ah aman pek güzel, demeyi...

Bir ara şoförle sürücü kavgayı bırakıp Kel Memiş'in üstüne yürüdüler ve başladılar pataklamaya:

- Ulan ayı, eğleniyor musun bizimle, "Oh aman ne güzel, ah aman pek güzel" diyerek?

Kel Memiş:

- Durun durun vurmayın, dedi; siz söyleyin ne diyeyim peki?

Kavgacılar:

- Sen de yapma aslanım, sen de yapma tosunum, dersin, dediler...

Kel Memiş, "Sen de yapma aslanım, sen de yapma tosunum" diye diye yürürken, hırlaşan ve dalaşmaya başlayan iki köpeğe rastladı bu sefer de; ağzında da yeni nakarat:

- Sen de yapma aslanım, sen de yapma tosunum...

Gelip geçenler sarıverdiler Kel Memiş'in çevresini:

- Manyak mısın sen, dediler; oportalık yerde tiye mi alıyorsun milleti; dalaşan sokak köpeklerine "Sen de yapma aslanım, sen de yapma tosunum" diyerek?

Kel Memiş yine boynunu büktü:

- Peki, dedi; ne diyeyim sizce?

- Başını bir o yana çevirir "Hoşt" dersin, bir bu yana çevirir "Hoşt" dersin...

Saftirik Kel Memiş'in şansı da pek parlak değildi. Başını sağa sola çevire, "Hoşt, hoşt, hoşt" diye yürürken, gazetecilere sel baskınları üstüne açıklama yapan bir politikacıya rastlamaz mı?

Politikacı ne dese hemen bir ses duyuluyordu:

- Hoşt...

Korumalar alıp götürdüler Kel Memiş'i:

- Büyüklerimizden biri konuşurken, sadece alkışlar "Yaşa" diye bağırırsın, dediler...

Ellerini çırpa çırpa "Yaşa" diye bağırarak yürüyüp giden Kel Memiş...

Tam o sırada da bir kadının kaptığı çantasıyla kaçarak yanından geçen bir gaspçı...

Ve Kel Memiş'in alkışlaya alkışlaya "Yaşa" diye bağırması üstüne; yanına öfkeyle yaklaşan kadın:

- Utanmıyor musun, "Yaşa" diye bağırarak bir hırsızı alkışlamaya?

Kel Memiş'in yine o masum sorusu:

- Peki ne diyeyim?

Kadının yanıtı:

- Hiç...

Birden Kel Memiş'in sevinci:

- İyi ki söylediniz "hiç" diye; bizim beyefendi de "hiç" almaya göndermişti beni zaten...



Sonra da yoluna devamı, "Hiç, hiç, hiç, hiç" diye diye...

83. Cumhuriyet Bayramı hepimize kutlu olsun...

Etiketler: ,

alestabank tarafından gönderildi @ 00:00  0 Yorum

mahalle kavgasina donusen dunya

Mahalle kahvesine dönüşen dünya



Çetin Altan - 09 Kasım 2006 Perşembe, Milliyet

Güneş doğmadan kalkanlar arasında, televizyonları izlemeye başlayanlar da varsa, bilirler; saat 5'te Azerbaycan gazetelerinin manşetlerini bile tek tek göstererek açıklar Samanyolu kanalı...

ABD'de dün kesinleşen ara seçimlerinin sonuçlarını ise, CNN-Türk kanalı saat 5'ten itibaren sık sık ABD'deki eyaletlere de bağlanarak, ilk elden vermeye başladı.

Saat 7'de, 12 yıldan bu yana ilk kez Demokratlar'ın Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu sağladığı belli olmuştu.

36 valilik seçiminden 27'sini de yine Demokratlar'ın kazandığı kesinleşmişti.
Türkiye de dahil, bugün tüm dünya basını, ABD'deki Demokrat zaferini çekecek ilk sayfa gönderlerine.
Böylesine akıl almaz bir hızla küreselleşen bir Dünya'nın; "onlar-biz" ayrımının rıhtımından bir türlü palamarlarını çözmek istemeyen yosunlu Türk siyasal jargonunu, gitgide anlamsızlığa gömmemesi mümkün mü?
Son 80 yılda Türkiye'nin; süslü görüntülerin arkasına itilerek gizlenmiş "yalın ayak-başı kabak" insan yığını bolluğundan; "7 kişiye bir araba, 2 kişiye bir cep telefonu" düzeyine geldiği ortada...
Ancak adam başına düşen diş macunundan, elektrik üretimine ve ambulans sayısına kadar; "yaşam kalitesi" açısından, Yunanistan'ın 65 basamak altına düşmüş olduğu da, -ne kadar dile getirilmese- inkâr edilemeyecek bir gerçek.

Hazine'den geçinmeli kodamanların, hâlâ daha döndürmeyi sürdürdükleri tozlu plaklar ise gün günden büsbütün cıbırlaşmada.
Su baskınlarında ölenlerin sayısı 50'yi mi aşmış; hemen başlıyor tozlu plak dönmeye:
- Maalesef başka ülkelerde de yaşanıyor böyle doğa afetleri...

Medyada; yolsuzluk, gasp, şiddet eylemlerine ait haberler mi gümbürdemede; yetişsin imdada cızırtılı plak:
- Bunlar her ülkede rastlanan münferit hadiseler; çok abartmamak gerek...

AB üyeliği için başlayan müzakereler, topallıktan kötürümlüğe doğru mu kayıyor; yine o mahut ve malum plak:
- Gerekli çalışmalar rotasında gidiyor; bazı haksız isteklere, onurumuzla gururumuzdan ödün vererek, "evet" de diyemeyiz. Ancak dünyanın sonu da değil, AB üyeliğinin kazaya uğraması...
Son 80 yıllık nutuklardan günümüze, eksile eksile ne eksildi?

"Atalarımızın Viyana kapılarına kadar gittiği" nakaratı, bir hayli eksildi. Bu arada "vatan, millet, Sakarya"dan da, "Sakarya" eski viteste tekrarlanmaz oldu.
Büyük bir gelişme ve değişiklik, aferin.
Bir de, hiç tartışılmayan konulara bakalım:

1- Mahalle kahvesine dönüşen bir Dünya'da, hâlâ daha "sol" kavramı; "ulus-devlet" statükosu içinde, "emekçi sınıfını iktidara taşıma politikası"nın etiketi mi; yoksa "ulus-devlet" statükosunu aşan ve dünya vatandaşlığını hedefleyen bir doğrultuda; şeffaflaşmış, evrensel bir ekonomiyle bütünleşmeyi ve yerel siyasal payeler uğrunda çatışma yerine; kendi uğraş alanlarındaki kaliteleriyle evrenselleşerek kristalleşmiş bir kadro sektörünü, statükocu baskılardan kurtarma çabası mı?

2- Ülkeler arası kıyaslamalarda silah alımlarının yarattığı yoksulluklar tablosuna bakıldığı zaman, Türkiye'nin çizdiği profil nasıl?

3- Şeffaf ve evrenselliğe dönük pencerelerden bakmak; "onlar-biz" ayrımına elleri ve ayaklarıyla sarılmış statükoculardan kimleri, neden rahatsız etmekte?

Bendenizin ömrü içinde, bu tür konuların hiçbir zaman vitrine çıkmayacağını da bilmiyor değilim. Ama 21. yüzyılın, demagojileri de ezen gerçekçi dişlileri dönmede.
Buyurun taze bir örnek:

Salı günü İstanbul'da yapılan 7.2 şiddetindeki bir deprem tatbikatının verdiği sonuçlara, Sabah gazetesi tam bir sayfa ayırmıştı. Başlıklar da şöyleydi:
"İşte deprem gerçeği - Hastaneler 190, yurtlar 55, okullar 33 yıl sonra depreme hazır olabilecek"

Enseyi karartmayın: sadece 20-30 yıl sürecek çalkantılı bir döneme dayanmanız gerekebilir.

Etiketler:

alestabank tarafından gönderildi @ 23:50  0 Yorum

 

dizi.byethost7.com yeni dizi-film siteniz




domain

Web Stats

alesta paylasim
alesta paylasim